SAĞLIKTA PEK ÇOK AVRUPA ÜLKESİNDEN İYİYİZ

Demircan: Sağlık stratejik bir alan. Dışa bağımlılıktan kurtulmak için ciddi adımlar attık. Ama bu alan ağır ilerler, bilgi ve teknoloji üretimine bağlıdır. Teşvik ve desteklerimiz Türkiye’yi molekül üretimi eşiğine yaklaştırdı.

SAĞLIKTA PEK ÇOK AVRUPA ÜLKESİNDEN İYİYİZ


Sağlık Bakanlığı AK Parti’ye üst üste seçim kazandıran bakanlık olarak bilinir. 2000’lerin başından beri sağlıkta devrim niteliğinde işler yapıldı. Bakanlık şimdilerde bir yandan sistemi restore ederken bir yandan vatandaşa daha iyi hizmetin imkanlarını zorluyor. Sağlık Bakanı Dr. Ahmet Demircan’a neler yapıldığını ve yerli-milli ilaç çalışmalarının neresinde olduğumuzu sordum, anlattı. Bu arada, 19-22 Nisan 2018 tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenecek “Uluslararası Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Kongresi”nin öneminden bahsetti. Dünya Sağlık Örgütü işbirliğiyle Cumhurbaşkanlığı himayelerinde ve Emine Erdoğan Hanımefendinin onursal başkanlığında yapılacak kongrenin ev sahibi Sağlık Bakanı Dr. Ahmet Demircan olacak. “Medeniyetlerin Beşiğinde; Anadolu Tıbbı” sloganı ile yola çıkan Kongre için Demircan şöyle diyor: “İnsanoğlu yeryüzüne geldiği günden bu güne hastalıklara çare arıyor ve birikim zamanla gelişiyor. Modern tıp ile geleneksel tıp birbirinin alternatifi ya da rakibi değildir. Tıp aslında bir süreçtir, devam ediyor, amacımız bu süreci birbirine, geleneği geleceğe bağlamaktır”

***

Türkiye bir kaç alanda yerlileşmek, millileşmek ve bağımsızlaşmak için büyük çaba harcıyor. Sonuçlarını da almaya başladık. Savunma sanayiinde millileşme sayesinde Zeytin Dalı harekatında yerli yapım silahların kullanılması gibi. Ama ilaç sektöründe durum tersine. Kullanılan ilaçların kutu bazında yüzde 80’i Türkiye tarafından üretiliyor ama parasal değeri tam tersi. Şu anda yıllık ilaç harcamamız 25 milyar gibi, 2023’te 50 milyar dolar olma ihtimalini konuşuyoruz. Soruna dair değerlendirmeniz ne, çözüm için nasıl bir eylem planınız var?

Sağlık alanı stratejik bir alan. Sağlıkta Türkiye dışa bağımlılıktan kendini kurtarmak zorunda, aynen savunma sanayinde olduğu gibi. Böyle stratejik bir alanda Türkiye önemli adımlar atmadı değil, attı. Ama bu alan çok ağır ilerler, ciddi şekilde bilim, bilgi ve teknoloji üretmenizle doğrudan bağlantılıdır. Verdiğiniz örnekteki gibi, biz şu anda tüketilen 100 kutu ilacın 80’inini Türkiye’de üretiyoruz ama işin para kısmına geldiğinde bu yarıya iniyor. Yüzde 50’ler civarında. Diğer yüzde 50’lik maddi payı yüzde 20’lik kısım alıyor.

YÜZ KUTU İLACIN 20’Sİ İTHAL

Neden böyle oluyor?

Şundan dolayı: İlaçta bir patent koruma süresi var. Patent alan, yani molekülü üreten kim ise, o bir patent hakkı alıyor. Ve patentli ilaçlar pahalı. Patent koruması kalktıktan sonra siz eş değer üretime geçiyorsunuz, o zaman ilaçlar ucuzlamış oluyor. Bir de üretme hakkınız oluyor. Patentli ilacı Türkiye’de üretmek önce patenti Türkiye’de üretmeyi gerektiriyor. Bu uzun vadeli, ciddi çalışma gerektiriyor. Bilimsel seviyenizi yükseltmeye bağlı, öbür kısımda hemen yakalıyoruz süreci. Miktar olarak şu an yüzde 80’leri o sayede alıyoruz. Yani patent koruması kalkmış ilaçların neredeyse hepsini biz üretiyoruz. Patent koruması olanlar kendileri üretiyor, onlar ithal oluyor.

Bu denklem neden bozulamadı? Çok uzamadı mı?

Bilimsel araştırmalara ayıracağımız zaman ve para önemli. Biz ilaç üretiminde bilimsel araştırmalara şu ana kadar yeterince para ayırabilmiş değiliz. Son 15 yılda Türkiye’de AR-GE’ye ayrılan pay ciddi şekilde yükseldi, daha da artması gerekiyor.

İLAÇ SEKTÖRÜNÜ TEŞVİKLER VAR

Farmakolojide AR-GE’ye ayrılan bütçe ne kadar?

Ortalamaya uygun. Teşvik de var sağlığa. Mesela siz Türkiye’nin neresinde bulunursanız bulunun bir yatırım yapsanız bölgesel olarak bir kategorizeye tabisiniz. 6. bölge, 5. bölge teşvikle 5-4-3-2-1’e gelir. Ama siz sağlıkla ilgili bir yatırımı 1. bölgede yapsanız bile 5. bölgede yapmış gibi teşvik alırsınız. Bu teşvikleri veriyor Türkiye. Öbür taraftan sağlıkla ilgili ürettiğimiz ürünler iç pazarda fiyat açısında da destekleniyor kamu tarafından. Dolayısıyla destek var, diğer sektörlere göre. Bu sayede Türkiye zaten hareketlendi, eş değer ilaç üretiminde gelmesi gereken yere ulaştı. Miktar olarak da, rakam olarak da. Öbür yandan molekül üretmeye, bilimsel çalışmaya dayanan üretimi yapma noktasında ciddi çalışmalar var. Bu öyle bir iştir ki uzun süre çalışır, bir noktada bir ürün çıkarırsınız, bütün masrafları öder. Türkiye bu noktada artık.

O tarihi anı yakalayacak noktada mı?

Evet.

MOLEKÜL ÜRETİMİ SABIR İŞİ

Peki, bunca teşvike rağmen molekül üretimi konusunda özel sektörün bir ihmali ya da meseleye karşı iştahsızlığı oldu mu?

Türkiye ürettiği ilacı dış pazara da satabiliyor. Özel sektörün önü açık ama bilimsel çalışma yapmak sabır işi. Biraz da risk almak gerek. Sermayeyi, parayı orada harcayacaksınız, dönmeyebilir de. Uzun süren bir çalışma yaparsınız, çok emek harcarsınız ve bir sonuç alamayabilirsiniz. Devam ediyor tabii çalışmalar. Mesela bio-teknolojik ilaçlar dediğimiz ilaçların dönemi geliyor. Türkiye bu konuda zamanında hareketlendi, yerli üreticilerimiz harekete geçti, bu alanda çalışmalar yapıyor. Ben inanıyorum bu alanda Türkiye ciddi sıçramalar yapacak.

KİŞİYE ÖZEL İLAÇ DEVRİ GELİYOR

Nedir bio-teknoloji?

Canlıya ilaç ürettiren teknoloji. Biz şu anda kimyasal ilaç üretiyoruz. Ama bunda canlılar, bakteriler üzerinden onların genleriyle yapılan bir müdahaleyle onlara bir ürün ürettirme. Özel bir tarafı var, aynı zamanda kişiye özel ilaç dönemi gelecek. Bu yeni dönemin başlangıcı. Öbürü, geçmiş konvansiyonel ilaç sanayi devriydi. Orada varız, fakat molekül üretimi konusunda yeterli seviye değiliz. Eşdeğer üretimde varız, ciddi bir rakam olarak varız ama geleceğin ilacı olacak bio-teknolojik ilaçta da başlangıçta devreye girmek için Türkiye harekete geçti.

SAĞLIKTA YERELLEŞME

Sadece bunlarda da değil. Türkiye’nin yerlileşme projeleri cihazlar üzerinde de ciddi bir şekilde devam ediyor. Sağlıkta yerelleşme programımız var. Bu konuda ilgili bakanlıkların müsteşarlıklarıyla çalışmalar yapıldı, sonuca gelmek noktasındayız bu günlerde, ihalelere çıkılacak. Özellikle tomografi, ultrason gibi teşhisle ilgili büyük cihazların Türkiye’de üretilmesi için. Burası ciddi bir pazar. Biz sağlık altyapımızı yeniliyoruz, ciddi şekilde mekanları, imkanları yeniliyoruz, donanımı yeniliyoruz. Yenileme süreçlerinde biz bu kadar ürünü alacağız. “Gelin bizde üretin, ortak bulun. Yerlilik oranı koyduğumuz standardı geçerse teşvik veririz, burada üretmenin karşılığını alırsınız, bizden dışarıya ihracat yaparsınız” diyoruz. Büyük firmalar, Türkiye’de ortaklıklar kurmaya başladılar.

Türkiye’nin ihtiyacı olan ürünlerin yapılması konusunda ihaleler yapılacak önümüzdeki günlerde. Kim Türkiye’nin şartlarına en uygun teklifi getirir Türkiye’de üretimi sağlarsa onlara üretme imkanı verilecek. Bu bize çok yönlü imkan sunacak, hem cari açığımızı azaltacak, paramız ülkemizde kalacak, hem teknoloji transferinin yolu açılacak. Bütün büyük cihazların Türkiye’de üretilmesi demek. Bir şeyi yapmaya başlarsanız öğrenir ve geliştirirsiniz. Bu imkanı Türkiye’ye kazandıracak. Ben inanıyorum, Türkiye bu konularda ciddi dönüm noktalarında.

YERLİ İLACIN ÖNÜNÜ BÜROKRASİ Mİ KESİYOR?

Cumhurbaşkanı Erdoğan ilaç sektöründe yerlileşme bahsinde “ayağımıza pranga vuruyorlar” dedi, bürokrasiyi eleştirdi. Ne var bu sorunun temelinde? Sorun nedir?

Bürokrasinin kendinden kaynaklanan bir yavaş hareket genelde vardır. Bürokrasi arzuladığımız hızı yakalayamayabilir. Ama neticede bürokrasi siyasi iradeyle birlikte hareket eder. Türkiye’de ilaç sanayine özel bir tavır asla yoktur. Türkiye bu konuda üretimlerin önünü açacak her türlü tedbiri yapmaktadır. Ancak ilaç meselesi kendine has bir takım kuralları içeren bir mekanizma taşır.

İLAÇ PATENTİ ALMAK UZUN BİR ÇALIŞMA GEREKTİRİR



Nedir?

Bir ürüne ilaç diyebilmeniz için uluslararası kurallar dahilinde belirlenmiş bütün normları ve belirlenmiş çalışmaları yapmak zorundasınız. Klinik çalışması en son aşamadır, ondan önceki bütün aşamalar geçilecek, o aşamaların geçildiği belgelenecek, bilim kurumlarında onaylanacak, en sonunda klinik çalışma yapılacak, gönüllüler üzerinde insan deneyleri yapılacak, bu çalışmalar yapıldıktan sonra ‘bu ilaçtır’ diyebilip insanlara verebilirsiniz. Bu çalışmalar da zaman alır, bu gayet doğaldır yani.

ENGELLEMEYE KALKAN KARŞISINDA BİZİ BULUR

Savunma sanayinde tank yapmaktan daha zor, öyle mi?  

Birbirinden farklı alanlardır ve bir ürüne ilaçtır deyip insanların kullanımına açabilmeniz bahsettiğim süreçlerden mutlaka adım adım geçilmesini gerektirir. Yoksa onun dışında ilaç sanayinin önünü en ufak şekilde engelleyen olursa, karşında biz oluruz.

KRİTİK EŞİĞİ AŞMAK ÜZEREYİZ

Türkiye’nin bağımsızlaşmasında en sorunlu, en dirençli alan savunma sanayii gibi görünüyordu oysa. NATO’nun bir parası olmanın getirdiği de bir sonuç olarak. Ama o kritik eşik aşıldı orada. AK Parti hükümetleri döneminde yerli ilaç sanayiinde o eşiğe gelemedik demek ki?

Aştık tabii ki… Şu açık ve net; molekül üretme öyle kolay bir iş değil, belli bir bilimsel birikim ve süreç gerekiyor. Molekül üretmeden de biz ürettik diyemiyorsunuz ilacı. Molekülü üretiyor, süresi kadar da patent korumasından yararlanıyor üreten. Biz üretsek biz de yararlanacağız bundan. Siz onların ürettiği molekülü ancak patent koruması kalktığında üretebiliyorsunuz.

BİO-TEKNOLOJİ ÇAĞINA VAKTİNDE GİRDİK

Peki, biz o kritik eşiği mi aştık?

Türkiye o kritik eşiği aşma gayretinde. A gruptaki bir antibiyotiği molekül olarak ürettiğiniz gün aşmış oluyorsunuz. Bu bir birikim gerektiriyor. Zaman alacak tabii ki bunlar ama yakındır. Geleceğin ilaç sanayi olacak olan bio-teknolojide Türkiye erken harekete geçti, inşallah burada güzel şeyler ortaya çıkacak.

VATANDAŞA İLAÇ TEMİNİ KONUSUNDA TÜRKİYE 1 NUMARADIR

Bazı ithal ilaçlara kamu ödemesi olduğu halde hastaların ulaşamadığı durumlar var. Mevzuatta mı bir boşluk var yoksa ilaç firmalarının menfaat kaygısından mı kaynaklanıyor sorun?

Türkiye, vatandaşına sağlık hizmetlerinde ilaçlaştırma noktasında dünyanın bir numarasıdır. Bugün bizim dışımızda hiç bir ülkenin ödemediği ilaçları biz vatandaşımıza ödüyoruz. Mesela SMA ilaçları. Bunları dünyada ödeyen ülke yok. Bunları deneysel ilaç kabul ediyor ve ödemiyorlar ama biz ödüyoruz SGK’dan (Sosyal Güvenlik Kurumundan). Türkiye, vatandaşlarına ilaç noktasında -tedarikte istisnai sıkıntılar olabilir ama- onun dışında en ufak sıkıntı çıkarmayan tek ülkedir.

NEGATİF TESPİT OLURSA İLAÇ YOKA GİRER

Peki, ruhsatı açık olan ürünler keyfi olarak yok kapsamına girebilir mi?

Keyfi olarak hiçbir şey yoka girmez. Ama onunla ilgili bir bilimsel rapor gelirse veya yeni bir değişiklik, yeni bir ürün, o konuyla ilgili yeni bir tespit bulunursa elbette askıya girebilir. Yeni çalışma yapılır, ondan sonra devam edilir veya tamamen üretimden çıkarılabilir. Zaman zaman duyarsınız: falan ilaç toplatıldı diye. Niye? Onunla ilgili yeni negatif bir tespit yapılmıştır da ondan. İlaç konusu hassas konudur. O negatif tespitin düzeltilmesi için çalışmalar yapılmak üzere askıya alınır. Normal bir süreçtir bu.

PATENT VEREN 29 ÜLKEDEN BİRİYİZ

Bütün Avrupa ve OECD ülkeleri içinde en ucuz ilacın satıldığı ülke Türkiye. Bu vatandaşa hizmet bakımından iyi bir şey lakin ilaç firmaları açısından hedeflenen yerlileşmemeyi geciktiren, AR-GE’ye ayrılan payı küçülten bir tarafı da olabilir mi?

Ben bu yerlileşmeme yorumuna katılmıyorum. Yüzde 80 zaten ciddi bir yerlileşme. Bakın şuan patent koruması kalkan ilacı hemen üretiyoruz. Ve hemen ucuzluyor o ürün. Ama patent koruması olan ilacı üretemezsiniz. O koruma altında. İzin verirlerse üretebilirsiniz.Uluslararası kural budur, uymak durumundasınız.

Şuanda ne kadar patent süreleri?

Bir kısmı 20 yıl. Basit değil çünkü bu alan. Yıllar süren çalışmalar gerektiriyor.

Peki, Türkiye’nin patent verme hakkı-yetkisi yok mu?

Verebiliyoruz, molekül ürettiğin anda verebiliyorsun. Dünya üzerinde ilaç sanayiini ve ilaç üretimini denetleyen ülkeler vardır, bu yetkiyi alır. O ülkelerden biri de biziz.

Kaç ülkeden biriyiz?

29 ülkeden biriyiz Türkiye olarak. Güzel bir yerdeyiz. Türkiye ilaç sanayiinde ciddi bir yerde ama tabii ki Türkiye bilimsel çalışmaları bir kuşak daha yukarıya taşımak zorunda. Bunların hepsi birbiriyle paraleldir. Bizim kaç üniversitemiz dünyadaki ilk 100 veya 500 üniversite içindeyse bunlar da birbiriyle bağlantılı, bileşik kaplar hesabı. Genelden koparamazsınız yoksa bir sektörü.

SAĞLIKTA PEK ÇOK AVRUPA ÜLKESİNDEN İYİYİZ

Türkiye-AB ilişkileri 2000’lerin ortasında ivme kazanırken sağlık sektörü büyük dönüşüm geçirdi ve üyelik için sağlık faslı hızla açılıp kapandı. Şimdi ilişkilerde kriz var. Varna’da krizi aşma iradesi gösterilse de. Siz bu sürece nasıl bakıyorsunuz?

Avrupa Birliği ile Türkiye ilişkilerini iyiye götürmek istiyoruz. Tabii ki bu ilişki kelimenin kalıbı olarak, karşılıklı bir hadise. Siz AB ile ilişkilerinizi iyi götürmek istersiniz ama bu tek taraflı, sizin iradenizle olmaz. Karşı taraf da bu işbirliğini iyi şekilde sürdürmek isterse sonuç alırsınız. AB maalesef zaman zaman Türkiye ile olan işbirliğine, karşılıklı taahhütlere uymayacak adımlar attı. Hala da atmakta, verdiği sözleri tutmamakta. Bu sıkıntıları yaşıyoruz. Şimdi bunu yaşamamız, işlerimizi takip edip gelişmemizi sürdürmemiz açısından engel değil. Biz Avrupa Birliği’nin olumlu olumsuz tutumlarına karşı kendi hedeflerimize yürürüz. Biz Avrupa’nın olumlu, insan yararına olan normlarını hedeflerimize almışız. Hatta sağlık alanında Avrupa’nın pek çok ülkesinin önündeyiz.  Yazının devamı için erişime tıklayınız

Güncelleme Tarihi: 08 Nisan 2018, 12:42



YORUM EKLE
YORUMLAR
Sağlikta gönüllü
Sağlikta gönüllü - 6 ay Önce

Doğru sağlikta neredeyse ilk sıralardayız ama külfet, ama keyfiyet, ama harcama, ama deneme-yanılma, ama liyakatsızlıkta, ama görevin dışında herşey yaptırılmakta.... birinciyiz

Hemşire
Hemşire - 6 ay Önce

Peki neden sağlık çalışanlarına hakları verilmesinde dünyada birinci degiliz 4 yıl bitmiş hala yıpranma payı geçmişe dönük olarak verilmedi herhalde çalışanına hakkını 4 yıldır vermeyen bir hükümet olarakda dünya birincisinizdir

SIRADAKİ HABER