Oğlum çok özür dilerim beni affet

Oğlum çok özür dilerim beni affet

Oğlum çok özür dilerim beni affet

Adı: Arzu Başaran Başkıran…

13 yaşında hemşirelik okuluna başladı.

19 yaşında Sağlık Bakanlığı’nın personeli olarak Siirt’te hemşirelik yapmaya başladı.

19 yıldır hemşirelik yapıyor.

Mesleğini severek yapan bir hemşire Arzu Başaran Başkıran…

Bu sebeple ki; EKG okumayı, tomografi okumayı, MR okumayı, röntgen okumayı öğrendi.

Talasemi (Akdeniz anemisi) hastalığı taşıyan çocuklar ile tanıştı. Bu sayede çocuk hematolojisi konusunda araştırma yapan akademisyenlerden hastalığın seyrine ilişkin bilgiler edindi. Bu konu üzerine eğilince çocuk EKO’yu ve UMKE (Uluslararası Medikal Kurtarma Ekibi) ailesinden sahada müdahale etmeyi öğrendi.

“Sen doktor musun ne yapacaksın EKG’yi, tomografiyi öğrenip” ifadelerine kulak asmadı. “Ben hemşireyim ne yapayım bunları” demedi.

“Bilmeliyim ki hastalara daha faydalı olayım” dedi. “Ben hemşireyim ötesini ne yapayım” demek yerine kendisini mesleğiyle ilgili geliştirdi.

Ve Arzu hemşire şimdi ise tüm bu öğrendikleri için, “Bir gün kendi bebeğimin ölümündeki sırlar için geçerli olacağını hiç bilemezdim” ifadelerini kullanıyor.

“BENİ HASTANENİN RESMİ KAYITLARINDA GÖRÜNMEYEN BİR DOKTOR MUAYENE ETTİ”

Şimdi biraz başa dönelim ve Arzu hemşirenin neler yaşadığını sıralayalım…

Arzu hemşire 6 Kasım 2016 tarihinde sabah saatlerin bacaklarındaki batma tarzı ağrı nedeniyle gebeliği boyunca takip edildiği Esenyurt’taki özel bir hastaneye gitti.

Sancısı ya da karın ağrısı olmadığını söyleyen Arzu hemşire sonrasında yaşananlara ilişkin ise şunları öne sürdü:

“Beni hastanenin resmi kayıtlarında görünmeyen bir doktor muayene etti. Ancak hastane kayıtlarında adı geçen bir başka doktorun kaşesini kullanıldı. Rahim ağzımın 13cm olduğunu ve doğum eyleminin başladığını söyledi. Oysa gebeliğimin 24. Haftasında erken doğum riski nedeni ile 4 haftalık tedavi gördüm ve sözde takipli hasta olan ben o hafta içinde 3 kez hastaneye gitmiştim. Bana kimse rahim ağzımda tekrardan açılmamın başladığını söylemedi. Sonra hastanenin kadın doğum epikrizlerinden öğreniyorum ki; 24 Ekim 2016 – 29 Ekim 2016 – 2 Kasım 2016 tarihlerindeki muayenemde servikal uzunluk yani halk dilinde açıklığım ölçülmemiş.”

“AKCİĞER GELİŞİMİ TAMAMLANMADIĞI İÇİN SURFAKTANI SORDUK”

Arzu hemşirenin iddiaları bununla sınırlı değil. Sonrasında sadece 21 gün hayatta kalan Arzu hemşirenin oğluyla ilgili gelişmeler işte bu teşhisle başladı.

Arzu hemşire doğum sırasında yaşadıklarını ve iddialarını şöyle sıralıyor:

“Hastanenin kayıtlarında görünmeyen doktor bana içinde hiçbir şey olmayan bir serum taktırdı ve NST (bebek kalp sesi ve rahim kasılmalarının tespit edilebildiği tetkik) gönderdi. Orada olduğum süre içerisinde tuvalete gittim ve kan görmem üzerine bunu doktora bildirdim. Belden üç kez ameliyatlı olmam ve bebek makat (ters) geliyor olması nedeni ile ‘acil sezaryen’ dediler ve doktoruma haber verdiler. Ben ve eşim de bebeğin daha akciğer gelişimi tamamlanmadığı için surfaktanı sorduk. ‘Biz yapıcağız merak etmeyin’ dediler. Ameliyatım 14:30 civarına planlandı ve beni servise yatırdılar. Serviste Bulgar asıllı olduğunu beyan eden kadın bir anestezi uzmanı geldi ve benimde onayımla spinal anestezide (belden aşağısının uyuşturulması) kararı alındı. Benim kendi takipli olduğum doktorum beni ameliyathanede gördü ve surfaktan için ilaç yapılıp yapılmadığını sordu ve bende sağlıkçı olmamdan dolayı yapılmadığını bildiğim ilacın yapılmadığını belirttim ve ameliyat başladı.”

“BEBEĞİMİN KUVÖZDE ÖNCE KOLUNU GÖRDÜM”

Arzu hemşirenin 2 kilo 250 gram ağırlığında, 48 cm uzunluğunda bir oğlu dünyaya geldi. Bebeğini arzu hemşireye gösterdiler. Arzu hemşire tam o anı, “İlk gösterdikleri anda emme refleksi ile yanağımı emdi hatta bana bir tokat bile attı” diyerek anlatıyor.

Arzu hemşire sonrasında çocuğu yeni doğan yoğun bakımında ilk gördüğü anı ve sonrasında yaşananlarla ilgili iddialarını şöyle sıralıyor:

“Akşam 21:00-21:30 civarı zorla ayakta durabilmeme rağmen tutuna tutuna yenidoğan yoğun bakıma gittim ve bebeğimin kuvözde önce kolunu gördüm.

Mosmordu.

O kolundan damaryolu açılması nedeni ile hemen hemşireye dönüp ‘damaryolunun bantları sıktı herhalde kolu mosmor olmuş’ dedim oda bana cevaben ‘onun zaten her yeri mor’ dedi. O anda bebeğimi nefes almak için çırpınırken ve kömür gibi mosmor gördüm.

Doktor yoktu. Hemen oradan çıktım arkadaşlarımı aradım ve hastaneyi ayarladım ve sonra tekrar yoğun bakıma geri dönüp doktoru çağırttım. Doktorla bebeğimin başına gittik ve doktor da o halini gördü ve gerekenin yapılacağını söyledi ve beni dışarı aldılar. Çünkü bebeğimde eksik olan surfaktan adlı madde olmadan aldığı oksijen kana geçmez her nefes verişimizde dışarı attığımız karbondioksit atamaz.

Peki bunun çözümü ne?

Türk Neonatoloji (yenidoğan yoğun bakım) Derneği RDS (yenidoğan solunum sıkıntısı) klavuzunda; ‘bebeklerde kurtarıcı surfaktan uygulaması mümkün olan en kısa zamanda (doğum sonrası en geç 1-2 saat içinde) yapılmalıdır’ diyor.

 Sağlık müdürlüğü yaptığı soruşturma da; ‘bu hasta da GEÇ DÖNEMDE uygun dozda uygulandığı tespit edilmiştir' diyor. Ancak doktorun ifadesinde ise yenidoğan yoğun bakma yatışının 7’nci saatinde yani doğumdan 9 saat sonra yaptığını beyan etmiş ama buna rağmen suçlu değil. Biri bana 2 saatte yapılması gereken ilacın 9 saat sonra yapılmasının bir bebeğe ne gibi zararlar vereceğini açıklasın!

19 yıllık hemşire olarak en büyük pişmanlığım; mosmor hali ile sevk istersem yolda ölürse zaten burada müdahale edecekler diye ‘tamam’ demem ve bir sağlıkçı olarak bana yakışmaz doktora hesap sormak tamam hemşire yeni bilmiyor olabilir ama ben doktoru çağırdım o gördü müdahale edecek diye düşünmem.”

“YENİDOĞAN YOĞUN BAKIMDA BÜTÜN BİR GECE CAN ÇEKİŞEREK HAYATA TUTUNMAYA ÇALIŞTI”

21 gün boyunca yaşam mücadelesi veren bebek Brusk Nef daha fazla dayanamayarak hayatını kaybetti. Arzu hemşirenin ise, bebeğinin hayatını kaybetmesine ilişkin anlattıkları ve hastaneye ilişkin iddiaları okuyanların tüylerini ürpertiyor.

21 günlük Nef bebeğin hayatını kaybetmesine ilişkin anne Arzu hemşirenin anlattıkları şöyle:

“Bebeğim öldükten sonra kan gazlarını gördüğümde yaşadığım şok, öfke, kızgınlık ya da başka hangi kelime vardır bunu tarif edecek bilemiyorum. T.C. Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu tarafından bizzat yayınlanan yeni Türk Ceza Kanunu çerçevesinde düzenlenecek adli raporlar için kılavuz rvz. 2013 da Adli Tıp Kurumu Başkanlığı demiş ki kan gazında; (karbondioksit)pHCO2: 45’ten yüksek ise yaşamsal tehlike yani hayati risk vardır.

Peki benim bebeğim yenidoğan yoğun bakıma saat 15:30 civarı yatırıldığında kan gazındaki karbondioksit değeri pCO2: 34 yani normaldi.



Akşam 22:45’te karbondioksit değeri pCO2: 52 oldu yani hayati tehlike sınırını geçmişti ve müdahale edilemedi.

Saat 01:20’de karbondioksit değeri pCO2: 82 oldu yine gerekli müdahale edilmedi.

Sabah 04:00 oldu karbondioksit değeri pCO2: 105 oldu yeni müdahale edildi ve sabah 06:15 civarı karbondioksit değeri anca 53 e düştü.

Yani eğer bizim gibi konuşabilecek olsaydı ‘yardım edin nefes alamıyorum boğuluyorum’ diyecek ama diyemeyen yeni doğmuş bir bebeğe yenidoğan yoğun bakımda bütün bir gece can çekişerek hayata tutunmaya çalıştı, o küçücük bedeni ile savaştı ayakta kaldı. Bunu belki şu şekilde açıklayabilirim; Bebeği boş bir odaya koysalar ve etrafını kartonlarla çevirip ateşe verseler çıkan dumandan bile bu kadar zehirlenemezdi.

Bu korkunç değere Adli Tıp Kurumu ne dedi sizce; ‘Bebeğin 33 haftalık prematüre doğduğu, Çocuk Hastalıkları uzmanı tarafından muayenesinin yapıldığı, tetkiklerinin istendiği, tedavisinin düzenlendiği, yoğun bakım ünitesine yatırıldığı, konsültasyonlarının yapıldığı, USG ve grafılerinin çekildiği, beslenme ve antibiyoterapisinin başlanıldığı, genetik tetkiklerinin yapıldığı, EKO yapıldığı, tedavisinin verildiği, ileri tetkik ve tedavi amaçlı sevk yeri ayarlanarak uygun sevk koşulları sağlandığı, yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu cihetle Özel Esenyurt E. Hastanesinde bebeğin doğum, takip ve tedavisine katılan hekimlere atfı kabil kusur bulunmadığı oy birliği ile mütalaa olunur.’

Yani kendi yazdığı klavuza göre hayati tehlike olan 45 değerinin yaklaşık 2 buçuk katı olan 105 karbondioksit değerine ‘normal’ dediler. Bunu daha anlaşılır kılmam gerekirse bu şuna benziyor; Diyelim ki elle boğularak öldürülmüş biri var ve Adli Tıp bu duruma şöyle bir rapor veriyor; ‘Şahsın elle boğularak öldürülmediği kişinin nefes almayı unutarak kendi kendine öldüğüne oy birliği ile karar verilmiştir.’ Bu karar size ne kadar saçma geldi ise bebeğim için verilen kararda o kadar saçmadır.

“TAM 14 AYDIR BİR HASTANEDEN KAMERA GÖRÜNTÜSÜ ALINMAZ MI”

Olaylar zinciri bununla bitmiyor. İlk gece başka bir doktorun baktığına dair verdiğimiz ifadeye ve şikayet dilekçemizde istenen ve bu durumun ispatı olacak kamera kaydını istemimize binaen bugün itibari ile 14 aydır kamera görüntüleri savcılık tarafından alınmadı.

Tam 14 aydır bir hastaneden kamera görüntüsü alınmaz mı? Alınmaz ama neden alınmaz eğer siz organize bir şekilde suçu kapatmak için uğraşıyorsanız ne kamera görüntüsü alırsınız,ne hastaneden bir yetkilinin ifadesini ne de ilk gece ki doktor hemşirelerin ifadelerini ne de kadın doğum uzmanlarının ifadelerini… Sadece sorumlu doktorun ifadesini alır aslına uygun olmayan otopsi ve adli tıp raporunu alır sonra da kovuşturmaya gerek yok kararı alırsınız.

Bu konu ile T.C.Sağlık Bakanlığı SABİM (Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezi) ya da sizin bildiğiniz şekli ile 184 şikayet hattına yazdığım şikayet dilekçesine binaen İl Sağlık Müdürlüğü araştırma yapıyor ve 2017 yılının 6’ncı ayında bana şu cevap veriliyor; ‘Müdürlüğümüzce konu ile ilgili idari ve tıbbi yönden inceleme yaptırılmış olup, yapılan incelemeye ait raporda;….sonuç olarak,epikrizler,hasta dosyası,tetkik sonuçları ve sorumlu kişilerin konu ile ilgili iadeleri alınıp,gerekli incelme ve değerlendirme yapıldıktan sonra,eldeki tüm verilerin ışığında hastanın Özel E. Hastanesindeki izleminde ölüme yol açabilecek derece tıbbi kusur ve ihmalin bulunmadığı düşünülmektedir.Buradaki klinik uygulamalarda belirgin eksiklik yada hataya rastlanılmamıştır.Çalışanlar hakkında idari,mali,adli ve disiplin yönünde işlem yapılmasına gerek olmadığı kanaatine varılmıştır.’

Tek kelime ile bravo af edersiniz ama ölüme yol açacak karbondioksit değeri Türkiye’de ve Dünyada 45 iken ve benim bebeğimin 2.5 katı 105 olmuşken sizin düşünce dünyanızda kaç?

HASTANEDE OLDUĞUNU SÖYLEYEN DOKTOR, KONGRE’DE İDDİASI

Kaldı ki biz ifademiz de başka bir doktor olduğunu ve doktorun 9 Kasım 2016 – 14 Kasım 2016 tarihleri arasında 60. Milli Pediatri kongresine gittiğini belirtiyoruz, bu konuda şikayetçi oluyoruz, hatta bu nedenle savcılığa belgede sahtecilik ve kasten adam öldürme diye şikayet dilekçesi veriyoruz.

Peki doğru mu?

İşte ifadeler ve belgeler siz karar verin; İl Sağlık Müdürlüğünce alınan ifade de bebeğimin doktoru Y.D.K ifadesi aynen şu şekilde; “Yatışta nöbetçi hekim aileye bilgi vermiş olsa da hastayla esas olarak ben ilgilendim.” Yatış evrakı ile yenidoğan yoğun bakım hasta takip ve tedavi formunda dışardan birinin bile baktığında net olarak anlayacağı uyuşmayan yazı ve imzalara ne demeli?

Devamın da ise; ‘Olgunun yatışının 7,saatinde gece koşullarında kan gazlarında bozulma saptanması üzerine tarafımca surfaktan verilerek tekrar CPAP verilerek İzlenimine devam edildi,’ peki hasta tabelasında ki yazı kimin hani sen yapmıştın? Bu kadarla kalmıyor, ifadenin devamında; ‘09.11,2016 -14.11.2016 tarihleri arasında olguyla hastanemizdeki diğer Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. G.O. ilgilenmiş olup bebekle ilgili tüm bilgiler tarafımca takıp edilmiştir.’

Peki hastanede olmayan bir doktorun olmadığı tarihlerde Yenidoğan yoğun bakım hasta tabelasında nasıl yazısı, imzası, kaşesi olur?

Bu hukuken nedir; Belgede sahteciliktir.

Tüm  buna rağmen İl Sağlık Müdürlüğü ‘suç yoktur’ diyor.

İlk geceki hemşirenin NRP(yenidoğan canlandırma sertifikası) var mı diye sorguluyoruz bu sefer bebek odasında Şeyma hemşire ve Yeni Doğan Yoğun Bakım Hasta Takip Formu adlı dosyasında Gülbahar ve Pakize hemşireler tarafından takip edildiği görünürken bir de Gamze hemşire diye biri çıkıyor karşımıza. Hem de İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yapılan soruşturmada… Senin ilk geceki evraklarda adın bile yok demiyor neden? Çünkü tek NRP sertifikası onda o soruya cevap verilmiş gösterilmek için Gamze hemşirenin ifadesi alınıyor.

Şikayet dilekçemizde 2. EKO raporunu doktora hatırlatınca ‘ay ben onu nasıl unuttum’ dediği belirtilmişken 14 aydır ne savcılıktan, ne adli tıptan ne de il sağlık müdürlüğünde 2.EKO raporu yok ve buna rağmen ‘hastane gerekeni’ yapmış diyorlar. Kaldı ki doktorun ifadesinde; kalbinde meydana gelen sıkıntı için 6 Kasım 2016’da doğan bebeğime, 7 Kasım 2016 tarihinde tedavi başlandığı ama tedaviye yanıt alınamadığı için 24 saat içinde bu tedavinin kesildiği ve yatışının sekizinci gününde kalbindeki sorun için kalp doktoru çağırıldığı yazıyor.

Sağlık müdürlüğü bunda hata yok diyor? Nasıl yani kalbinde problem olan hasta için 7 gün sonra kalp doktoru çağırma hakkımız var mı? Bu tedavi doğru mu? O zaman neden hastanelerde gerek kalp krizi geçiren hasta olsun gerek kalp yetmezliği ya da başka herhangi bir kalp sorunu olsun acil hasta sayıyoruz ve bu hastalar en öncelikli hasta sayılıyor? Bir kalp hastasına 7 gün sonra kalp doktoru çağırmak nedir? Ben söyleyeyim genetik olarak kusurlu olmayan bir bebeğin 80 yaşında ki hastadan daha kötü kalp yetmezliğinin gelişme sebebidir? Ben bunu açıklayabilirken siz bana ambulansta bir saatlik yolculukta nasıl sağlıklı bir bebeğin ileri derecede kalp yetmezliğine girdiğini açıklayın da göreyim. Sağlık bakanlığı 184 hattan verilen bilgide Türk Tabipleri Birliği’nin yaptığı soruşturma da doktorlara atılı suç bulunmadığına dair bilgi verildiği beyan edilmiş. Oysa Türk Tabipleri Birliği’ne tespit ettiğim ve resmi belgeler ve tıbbi literatürler ile açıkladığım 87 adet malpraktisin bulunduğu dosya tarafımızca verilmiş olup Türk Tabipleri Birliği’nde hala incelenmekte iken Türk Tabipleri Birliği’nin soruşturmayı bitirdiği ve doktorlara atılı suç bulmadığına dair yazıyı kim verdi?

O DOKTORLAR ARTIK HASTANE DE NEDEN ÇALIŞMIYOR

Madem hastaneye atılı suç bulunamamış bebeğimin doktoru Y.D.K. başta olmak üzere, Mikrobiyoloji Dr.A.S, Biyokimya uzmanı Dr.F.E.A., Çocuk Hastalıkları uzmanı Dr.G.O.G., Radyoloji Dr.E.B., 6 Kasım 2016 tarihinde hastanede çalıştığı görünmeyen ve beni muayene eden ve başka doktorun kaşesini kullandığı Dr. G.K neden artık hastane de çalışmıyor?

“OĞLUM ÇOK ÖZÜR DİLERİM BENİ AFFET”

Tüm bu süreç içinde bana hep şu söylendi ‘ya başınıza kötü bir şey gelirse, korkmuyor musunu? Ya memuriyetini yakarlarsa?’ şunu söylemeliyim ki bir hemşire olarak bebeğinizin nasıl ölüme gittiğini kendi gözlerinizle görmek, bir şey yapamamak, bebeğinizin halk dillinde sekaretteki halini görmek ve o anda ona ‘o gün bu günü görebilseydim seni o halimle kendi ellerimle çıkarırdım o hastaneden oğlum çok özür dilerim beni affet’ diye vedalaştıysanız ve kucağınıza alamadığınız bebeğin ölüsüne sarılıp öpüp kokladıysanız ve en çok korktuğunuz bir gün anne ve babanızın ya da kardeşlerinizin ölüm haberini verecek olsam ne yaparım derken çıkıp eşinize ailenize kendi bebeğinizin ölüm haberini verdi iseniz daha kötü başınıza ne gelebilir?

Ölmek mi?

Size bir sır vereyim mi? Ben öleceğim.Bu hayata çivi çakmaya gelmedim. Siz sonsuza kadar yaşayacağınızı sanıyorsanız haberiniz olsun sizde öleceksiniz. Ölürüm diye korkacağımı sananlar yanılıyor. Ben kaybedeceğini kaybetmiş ve kaybedecek bir şeyi olmayan adamım. Yaşadığınız dünyada cehennemi mi merak ediyorsunuz ben size söyleyeyim o cehennem benim içimdeki ateşin ta kendisidir. Bu ülkenin İl Sağlık Müdürlüğü T.C. Anayasası’nı ,T.C. Sağlık Bakanlığı kanunlarını hiçe sayamaz. Bu ülkenin Adli Tıp Kurumu kendi kanunlarını T.C. Adalet Bakanlığının genelge, yönetmelik, kanunlarını ve T.C. Anayasasını hiçe sayamaz. Tüm bunlarla oğlumun hikayesi bitti mi ya da yazılan bilinçli şekilde hazırlanan gerçeğe aykırı raporlar belgeler bitti mi hayır daha yeni başladık. Daha sadece bebeğimin ilk gününü anlattım size.”

Evet…

21 gün hayatta kalan bebeğine ilişkin mücadeleyi Arzu hemşire devam ettiriyor.

Esenyurt’ta doğum yaptığı özel hastane ve doğumda olan yetkililer hakkında yasal süreç başlattı.

Ve hukuki sürecin sonunda iddialarının ispatlanacağını da sözlerine ekliyor.

Biz ise şu sorunun yanıtını bekleyeceğiz:

21 gün hayatta kalan Nef bebek öldü mü yoksa ihmalle sonucu mu hayatını kaybetti.

Fethi Yılmaz

Odatv.com

Güncelleme Tarihi: 08 Şubat 2018, 16:52



YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER