Doktor Fikret Hacıosman’ı kim öldürdü

Kapitalizm sadece Dr. Fikret Hacıosmanve nice sağlık emekçilerini katletmekle kalmamıştır...

Doktor Fikret Hacıosman’ı kim öldürdü

Sevgili Ahmet Kaya'nın çok iyi bilinen bir şarkısı var; Değerli Attilla İlhan'ın şiirini o kadar derinden okur kidinleyenin içi titrer; şöyle haykırır: "Cinayeti kör bir kayıkçı gördü, ben gördüm, kulaklarım gördü,vapur kudurdu, kuduz gibi böğürdü, hiçbiriniz orada yoktunuz". Sevgili meslektaşımız Fikret Hacıosman da aynen bu şiirdeki gibi katledildi; İstanbul'un göbeğinde lüks bir hastanenin mermer merdivenlerinden cebinde bir silahla bir katil yukarı çıktı, lüks hastane koltuğuna oturdu, kendi ifadesine göre zenginler onun sinirine dokunuyordu, onlara olan hırsını onu dinleyen, elini tutan, gözüne bakan hekime bir emekçiye ödeterek güya sisteme meydan okudu. Aynen Ahmet Kaya’nın bir başka şarkısındaki haykırışı gibi: “Nerden baksan tutarsızlık, nerden baksan ahmakça...”. Cinayetin ardından en az cinayetin sebebi kadar tutarsız eylemler, duruşlar, tanıdık ifadeler… Güya görevini yapan TTB'nin "bu son olsun" sloganıyla umudu tetiklediği basın açıklamaları, Sağlık Bakanı’nın verdiği sözler, bazı vatandaşların akşam haberlerinde "ah, yazık" diyerek gösterdiği tepkiler, bazılarının kanalı değiştirdiği, hatta bazılarının şevkle izlediği haberler...

HASTANELER GÜVENLİKTEKİ EN UFAK BİR HATAYI KALDIRAMAYACAK KURUMLARDIR

Hastaneler ne personele, ne hastalara, ne hasta yakınlarına ne de ziyaretçilere fiziksel ve sözel saldırganlığın, kötüye kullanımın tolere edilemeyeceği en ciddi toplumsal alanlardır. Hastaneler güvenlikteki en ufak bir hatayı kaldıramayacak kurumlardır. Devlet düzenleyici kurallarla, kanunlarla hem hasta hem hastane personeli güvenliğini sağlamak zorundadır. Kapitalist ekonomik düzende dahi hastane güvenliği diğer pazarlama alanlarından farklı ve yegâne olmak zorundadır. Güvenlik sadece personel için değil hastalar için de gereklidir. Hasta güvenliği hastaların sadece fiziksel korunması anlamına gelmez. Hastaya verilen sağlık hizmetinin güvenliği yani hastayı hatalı tedavilerden, uygulamalardan, enfeksiyonlardan vb. koruma, hasta bilgilerin korunması, güvenliği anlamına da gelir. Zira güvenlik zaafı ile ortaya çıkan fiziksel hasarlar (yaralama, öldürme, hırsızlık vb) kolaylıkla fark edilebilecek sorunlardır. Esas sorun hastalar tarafından hiçbir koşulda fark edilmeyen sağlık hizmetlerinin güvenliğindeki sorunlardır. Ne doktorunu ne personelini fiziksel olarak koruyamayan hastanelerde sağlık hizmetlerinin güvenliği Allah’a emanet demektir. Kısacası kendi doktorunun, hemşiresinin, personelinin dahi güvenliğini sağlayamayan kapitalist sağlık kurumlarında,hastalara verilen sağlık hizmetinin güvenilir olması beklenemez.

HASTANE GÜVENLİĞİ TAMAMEN İFLAS ETTİRİLDİ

Türkiye’de hastane işletmelerinin özelleştirilmesi ile güvenlik zaafları had safhaya ulaştı. Günde yirmi dört saat, haftada yedi gün açık bu kurumların güvenliği Sağlıkta Değişim Programı (SDP) öncesi geleneksel yöntemlerle yapılmaktaydı. Haftanın belli günleri kısıtlı süre ziyaretler ile hastanelerde kısmen de olsa hem fiziksel güvenlik hem de enfeksiyon yönünden güvenlik mevcuttu. Hasta yakınlarının sınırlı saatlerde oluşturabilecekleri sorunlar gibi taşıdıkları enfeksiyonlar da sınırlandırılmıştı. SDP ile hasta güvenliği bir kenara itilerek hasta yakınlarının memnuniyeti ön plana çıkarıldı. Bu memnuniyetin bir standardı, yerleşik ahlakı olmayınca hastane güvenliği tamamen iflas ettirildi. Hasta ve yakınlarını müşteri olarak gören bu yeni sistem de hastalar devletine değil hastane işletmelerine para karşılığı emanet edildi. Güvenlik için ayrılan bütçenin minimum seviyede tutulmasıyla güvenlik sadece bir slogana dönüştü. İşte bu nedenle güvenlik açığından dolayı oluşan sorunlar önce hekimlerde ve personelde alenileşti. Hasta bakımındaki güvenlik açığı fark edilemedi. Zira “hasta memnuniyeti” diyerek isimlendirilen kavram sübjektif bir kavram olup güvenlik açığında halka buz dağının sadece üstünü göstermek için dizayn edilmişti. Hastalar mutluydu; dağın altını görmüyorlardı, bilincin körleştirilmesi memnuniyeti taşıdı doğallıkla…

HATTA ÖZEL GÜVENLİĞİN KENDİ GÜVENLİĞİ KORUMASIZ BIRAKILMIŞ



Tüm bu olumsuzluklara rağmen meslektaşlarımız Fikret Hacıosman ve nice emekçilerin cinayetleri engellenebilir miydi? İstenirse elbette… Formül çok basitti. 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun çerçevesinde özel güvenlik görevlilerinin yetkilerinde yapılacak ufacık bir değişim ile hastane içerisine silah ve benzeri öldürücü, yaralayıcı cihazların geçirilmesinin engellenmesiyle… 5188 sayılı kanunla hastanelerde koruma ve güvenliği sağlayan elemanlara, hastalardan, yakınlarından, hatta hastaneye girenlerden kimlik sorma, duyarlı kapıdan geçirme, üstlerini detektör ile arama, eşyaları x-ray cihazından geçirme gibi bir yetki verilmemiş durumda. Bu yetki hava meydanları, limanlar, garlar, istasyonlar ve terminaller gibi alanlara sınırlanmış. Bu yetki bilinerek ve istenerek hastanelere verilmemiş. Bırakın silah aramayı kargaşa anında özel güvenliğin müdahil olurken yaptığı eylemler “orantılı güç” adıyla tanımsız bırakılmış. Orantılı güç terminolojisi ile kıskaç altına alınan özel güvenliğin iş güvencesi havada bırakılmış; hatta özel güvenliğin kendi güvenliği korumasız bırakılmış.

KAPİTALİZM SADECE DR. FİKRET HACIOSMANVE NİCE SAĞLIK EMEKÇİLERİNİ KATLETMEKLE KALMAMIŞTIR

Hastane hizmet güvenilirliği özellikle bizim gibi ülkelerde kapitalist sisteme teslim edildiğinde ne fiziksel ne de sağlık hizmet güvenilirliği kalmayacağı kör dilencinin dahi göreceği bir gerçek. Kalbini, karnını, göğsünü muayene ettiğiniz hastanın cebinden silahını çıkarıp doktor masasına koyduktan sonra muayene masasına yatması şahitlik yapacak kör dilencinin dahi katledildiğini göstermekte. Öyle ki personeli silah tehdidi altında olan bir sağlık ünitesinde hastaların sağlık bulma umudu dahi bilinerek körleştirilmiş. Sağlık bir insan hakkıdır; aynen ekmek gibi, su gibi, hava gibidir. Sağlık zengini nasıl tedavi ettiğiniz değil, fakiri nasıl koruduğunuzdur. Emeğin, emekçinin korunmadığı bir sistemde değil sağlık hakkı, kul hakkı, ekmek hakkı, su hakkından vazgeçilmiştir. Kapitalizm insanın içindeki şeytanı çok net görmektedir. Çünkü yegâne gücünü insanın zaaflarından almaktadır. Sağlık pastasından pay kapmak üzere kapitalizmin halka verdiği emektar hekimin, personelin yüzüne vurma özgürlüğü, halka vurmak üzere ardında gizlediği balyozu saklamak içindir. Kapitalizm sadece Dr. Fikret Hacıosmanve nice sağlık emekçilerini katletmekle kalmamıştır. Şahitlik yapacak kör dilencileri de katletmiştir. Bugün artık Atilla İlhan’lar kör dilencilerin katli üzerine yeni şiirler yazmalıdır…

Gülümser Heper Odatv.com




YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER